Mütevelli Heyeti Başkanımızın Tasnim News’e Verdiği Röportaj

Bazı uzmanlar, Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin nedenlerinden birinin babanızın ülkede yeni bir siyasi akım yaratma yönündeki çabaları olduğu görüşündedir. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Merhum Erbakan Hocamız 1969’dan itibaren Türkiye’de yeni siyasi akımı ortaya koymasıyla birlikte, Batının Türkiye’ye yönelik yeni kolonyal yaklaşımlı entegrasyonu hedefleyen teslimiyetçi anlayışa karşı ülkemizin yerli ve milli kalkınmasını hedefleyen, çıkar ve menfaatlerini korumayı ön plana alan, diğer ülkelerle mütekabiliyet anlayışını ortaya koyan ve Müslüman ülkelerle iş birliğini amaçlayan yeni anlayışlı siyasi bir akım ortaya koyması hiç şüphesiz Türkiye’de büyük karşılık bulmuş oldu. Son yıllarda yaşanan gelişmelerde özellikle Merhum Erbakan Hocamızın politikalarına vurgu yapılması elbette ki haklılığını ortaya koymaktadır. Bütün bu gelişmelere rağmen, Müslüman ülkelerle ortak üretim, yakınlaşma ve iş birliğinin ana omurgasını oluşturmaya yönelik olan ve Erbakan Hocamızın temel hedeflerinin başında yer alan D-8 projesi gibi birçok çözüm odaklı projenin istenilen düzeyde olmaması dikkatlerden kaçmamaktadır. Şu da bir gerçek ki, değişen dinamiklere karşı Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu gerçekçi politik çizgi ve referansların bundan böyle Türk siyasetinde olduğu kadar, Müslüman ülkelerde de önemli yer tutacağını görmek mümkündür.

 Rahmetli Sayın Necmettin Erbakan’ın İslami siyasetiyle ilgili bize anlatabilir misiniz? Sizce Sayın Erbakan bu konudaki amaçlarına ulaşabildi mi?

Merhum Erbakan Hocamız bu alanda Türkiye’de çok önemli bir devrim yaptı. Millî Görüş Hareketi öncesinde Türkiye’de dindar insanlar siyasette ve Devlet yönetiminde yer almıyor, hatta böyle bir şeyin olabileceğine inanmıyorlardı. Seküler kesim de dindar kimseler ancak bir cami derneğinde yöneticilik yapar, milletvekili, bakan, belediye başkanı gibi mevkilerde bulunamaz, başarılı olamaz şeklinde bir düşünceye sahiptiler.

 Ancak  inançlı, dindar, samimi bir Müslüman olarak Erbakan Hocamız’ın 1969’da Konya’dan bağımsız milletvekili adayı olarak girdiği seçimde rekor düzeyde oy alması,  sonrasında kurduğu Milli Selamet Partisi’nin (MSP) ilk girdiği 1973 seçimlerinde %12’ye yakın oy alıp, parlamentoya girmesi,  akabinde koalisyon ortağı olarak iktidara gelmesi ve koalisyon Hükümeti’nde MSP kanadının başta Erbakan Hocamız olmak üzere çok başarılı icraatlara imza atması ile Türkiye’de hakim olan yanlış anlayış yıkıldı ve dindar insanların, İslami hassasiyete sahip olanların siyasette, parlamentoda, devlet yönetiminde en başarılı işleri yapabileceği ortaya çıktı.

 Erbakan Hocamız “biz siyaset değil, ibadet yapıyoruz” sözü ile de İslami kesimin siyasete nasıl bakması gerektiğini, siyasetten uzak durmaması gerektiğini ortaya koydu. Peki siyasetin bir ibadet olarak yapılması ne demektir?  Bizim inancımıza göre bir Müslümanın asıl görevi sadece kendi bireysel ibadetlerini yerine getirmek değil, bununla birlikte kendisi dışındaki insanların dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeleri için çalışmaktır. Peki insanların saadeti, selameti, kurtuluşa ermeleri nasıl sağlanacak? Ülkemizde ve tüm dünyada adaletin, refahın, huzur ve barışın tesis edilmesiyle, kul haklarının güvence altına alınmasıyla sağlanacak. Peki bu nasıl olacak?  İnançlı, İslami şuura sahip kimselerin yetki sahibi olması ile, karar veren, devleti yöneten pozisyonda bulunmaları ile olacak.  İşte Erbakan Hocamız Millî Görüş siyasetini bu temel üzerine oturttu. İslami şuura sahip kimselerin siyaset yapmasının bir vecibe, bir ibadet olduğu anlayışını ortaya koydu.

 Rahmetli Erbakan’ın hükümetine karşı yapılan post-modern darbe de ABD ve İsrail’in rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Bu konuda Merhum Erbakan Hocamız’ın açıklamaları mevcuttur. Erbakan Hocamız, 28 Şubat darbesinin dış güçler tarafından yapıldığını açıkça ilan etti, bu konuda ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın Ankara’daki ABD Büyükelçiliği ile yaptığı kriptolu yazışmaları gösterdi. Bu konuda ABD Başkanı’nın Siyonist Ulusal Güvenlik Danışmanının çok ciddi rol oynadığına işaret etti.

Evet, 28 Şubat diğer tüm darbeler gibi dış kaynaklı bir operasyondu, dış güçlerin bu darbeyi yapmasının asıl sebepleri; 54. Hükümet’in “Havuz Sistemi” ve “Denk Bütçe” ile borç ve faiz düzenini, dış güçlerin sömürü sistemini engellemesiydi. Devleti ağır faiz yükünden kurtarması, dış güçlerin küresel sermayenin borç faizi olarak aldığı haracı engellemesiydi.

28 Şubat’ı sahneye koyan dış aktörler Irak’ı işgal etme planlarının sekteye uğramaması için, Türkiye’de Erbakan’ın Başbakan olduğu bir yönetimi istemiyorlardı. Irak operasyonunun gerçekleşmesi, bu noktada Türkiye’nin bu operasyona destek vermesi gerekiyordu. Ve öyle de oldu, ABD Irak’ı işgal etti ve Türkiye’de Ak Parti Hükümeti bu işgale destek oldu.

28 Şubat’ın diğer önemli sebebi; Başbakan Erbakan’ın D-8 Organizasyonu’nu kurmasıydı.  D-8 Organizasyonu BOP’un, Büyük İsrail Projesi’nin önünde çok önemli bir engeldi.

54. Hükümet İran ve Irak başta olmak üzere komşu ülkelerle ilişkileri geliştirmeye başladı, ABD’nin İran ve Irak ambargolarını deldi, İran’la Doğalgaz anlaşması, Irak’la Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının açılması bu kapsamda atılan adımlardı.

Bu gelişmeler ABD’nin istemediği gelişmelerdi, bu nedenle de 28 Şubat tiyatrosu devreye sokuldu.

Benzer şekilde, Erbakan Hocamız’ın Başbakan olarak ilk yaptığı işlerden bir tanesi Türkiye’deki Amerikan askerlerini yani Çekiç Güç’ü kovması oldu. Büyük İsrail planı ve Amerika’nın bölgedeki hedefleri açısından çok önemli olan Çekiç Güç’ün görevine son verilmiş oldu. Bu da Amerika’nın ve İsrail’in tepkisini çeken bir diğer icraattı.

Bütün bu sebeplerden dolayı, yani siyasi-askeri-ekonomik alanda Amerika’nın ve İsrail’in çıkarlarına aykırı son derece ciddi adımların atılması neticesinde, ABD Yönetimi’nde etkili olan Siyonistler düğmeye bastı ve darbe Türkiye’deki işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi.

Sayın Erbakan İslam birliği için çok çabalar sarf etti.  D-8 fikrinin temelini de Sayın Erbakan’ın “İslam Birliği” hedefi oluşturdu.  Rahmetli Erbakan’ın İslam dünyasına olan bakış açısını anlatır mısınız?  Siz “Yeniden Refah Partisi” olarak bu konuda hangi adımları atmayı düşünüyorsunuz?

 Merhum Erbakan Hocamız siyasete ilk adım attığı andan itibaren; “Biz sadece Türkiye’yi kurtarmak için yola çıkmadık, tüm İslam Alemi’ni ve hatta tüm insanlığı kurtarmak için yola çıktık” diyerek, Millî Görüş Hareketi’nin nihai hedefinin tüm insanlığın saadet ve selameti olduğunu, dünyadaki tüm insanlar için adaletin, refahın, huzur ve barışın tesis edilmesi, insan haklarının teminat altına alınması için mücadele ettiğini ortaya koydu. Zulüm, sömürü, çifte standart yerine yönetimde adaletin, paylaşımda adaletin hâkim olduğu ‘Yeni Bir Dünya’nın kurulması gerektiğini ifade etti.

Adaletin, refahın, huzur ve barışın hâkim olduğu, tüm insanlarının insan haklarının korunduğu bir dünyanın kurulması ise ancak ve ancak bizim medeniyetimizin, İslam medeniyetinin, bizim inancımızın temel prensipleri doğrultusunda mümkündür. Dolayısıyla bu adil dünyayı kuracak olan Müslümanlardır, İslam ülkeleridir. Bunun için de yani tüm insanlığın selameti için, adil bir dünyanın kurulması için, öncelikle İslam Alemi bir ve beraber olmalıdır, öncelikle İslam Birliği hayata geçirilmelidir.

Aramızdaki bazı küçük ihtilafları bir kenara bırakıp, tarihi, dini, kitabı, kültürü bir olan İslam Alemi’nin, İslam Birliği’ni (D-60) hayata geçirerek en güçlü şekilde kenetlenmesi ve her alanda en üst düzeyde iş birliği yaparak, Siyonizm’e, dış güçlere karşı tek bir güç olarak birlikte hareket etmesi gereklidir.

Merhum Erbakan Hocamız 1997’de D-8’i kurarken bu hedefi açıkça ortaya koydu ve bunu “D-60” olarak adlandırdı. D-8’de sekiz Müslüman ülkenin birlik olması gibi, D-60 Organizasyonu da 57 Müslüman ülkenin birlik oluşturması demektir. Erbakan Hocamız tüm siyasi hayatı boyunca bu hedef için mücadele etti.

Biz de Yeniden Refah Partisi olarak, aynı hedefe ulaşmak için yola çıktığımızı partimizi kurduğumuz gün açıkça ilan ettik ve D-8 Organizasyonu’nu kuruluş amaçlarına uygun şekilde çalıştıracağımızı ve dış politikada temel hedefimizin D-60’ı hayata geçirmek olduğunu parti programımıza yazdık.

Sayın Erbakan’ın hükümetinin İran’a olan tutumunu anlatır mısınız?

Erbakan Hocamız’ın başbakan olarak yaptığı ilk dış ziyaret ve vefatından önce yaptığı son dış ziyaret İran’a oldu. Erbakan Hocamız’ın İran’a olan bakışını göstermesi bakımından bu çok önemli bir göstergedir.

İran Devleti’nin Siyonizm’e, Büyük İsrail Planı’na karşı duruşunu, bu konudaki bilinçli politikalarını her zaman takdir etti. İran halkı ve Türkiye halkının İslam kardeşliği anlayışıyla bir ve beraber olması gerektiğini her fırsatta ifade etti. Türkiye ve İran’ın siyasi, ekonomik, askeri alanda en güçlü şekilde iş birliğine büyük önem ve değer verdi.

Türkiye’de İran karşıtı birtakım söylemlerin ve akımların Siyonizm’in planına hizmet etmek manası taşıdığını savundu.  “Yapılması gereken; ortak düşmanımıza karşı, tüm insanlığın çektiği sıkıntıların sebebi olan Siyonizm’e karşı, İran’la ve tüm İslam ülkeleriyle bir ve beraber olmaktır” düşüncesine sahipti.

Biz de Yeniden Refah Partisi olarak Erbakan Hocamız’la aynı istikamette, Millî Görüş zihniyetiyle, kararlı ve azimli bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.

RÖPORTAJIN ORJİNALİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

PAYLAŞ